7 soruda Suudi Arabistan-İsrail anlaşması: Hangi ülke, ne kazanç sağlayacak; bölgede dengeler nasıl değişecek?

T24 Dış Haberler

Tamamlanması halinde Suudi Arabistan’ın ilk kez İsrail ile sıcak ilişkiler kurmasını sağlayacak anlaşma, dünya kamuoyunun gündeminde. 

Suudi Arabistan’ın, güvenlik garantisini İsrail’den değil ABD’den alacağı iddia ediliyor. İsrail ise Suudi Arabistan’ın ekonomisi petrolün dışında bir alana taşımaya yönelik planlarında etkili rol oynayabilir. ABD’nin ise Suudi Arabistan üzerindeki nüfuzunun bir kısmını geri kazanabileceği ve Çin’in Orta Doğu’daki hakimiyetini kırabileceği değerlendirmeleri yapılıyor. 

Bloomberg’ten Ethan Bronner’ın analizine göre anlaşma bölgede İran’ı etkisizleştirmek için ek yollar sunduğu için hükümetlere fırsatlar sunsa da aynı zamanda bazı riskler de oluşturuyor. 

Kimler görüşüyor?

Geçmişte gizli temaslarda bulunmuş olsalar da İsrail ve Suudi Arabistan birbirleriyle doğrudan değil ABD aracılığıyla konuşuyor.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi kaynaklara göre ABD tarafında Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ile yardımcıları Brett McGurk ve Amos Hochstein yer alıyor.

Suudi Arabistan tarafında ise Veliaht Prens Muhammed bin Selman‘ın kardeşi olan Savunma Bakanı Halid bin Selman ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Musaed Al-Aiban yer alıyor.

İsrail için ise Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer. Dermer, aynı zamanda ABD’nin eski büyükelçisi ve Başbakan Benjamin Netanyahu‘nun en güvendiği yardımcısı.

Filistinliler şu ana kadar davet edilmediler ama Suudilerle temas halindeydiler.

Müzakereleri yürüten üç hükümetin yetkilileri, karmaşıklık nedeniyle bir anlaşmaya varmanın çok zor olacağını ancak yine de denemeye değer olduğunu söylüyor.

Suudi Arabistan anlaşmadan ne istiyor?

Suudiler her şeyden önce İran’dan korunmak istiyor. Ülke, siyasi etkileri bakımından hala, 2019’da Suudi petrol üretim tesislerine yapılan ve hükümetinin arkasında İran’ın olduğunu söylediği yıkıcı saldırıların etkisi altında.

Suudi Arabistan ve İran on yıllardır anlaşmazlık içinde. Çin, 2023’ün başlarında yedi yıllık bir aradan sonra iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasına aracılık etmiş olsa da Orta Doğu’da güç için rakip olmaya devam ediyorlar.

Suudi yetkililer İran’ın büyük füze cephaneliğinden; Yemen, Irak ve Lübnan’daki vekil milislerinden ve dışarıdan bakanların uzun süredir nükleer silah geliştirmek için kullandığından şüphelendiği nükleer programından endişe duyuyor. İsrail de Suudi petrol sahalarını savunmak için faydalı olabilecek savunma kabiliyetlerine sahip. 

Suudi Arabistan, ABD ile mümkün olduğunca karşılıklı savunma anlaşmasına yakın bir anlaşma yapmak istiyor; bu anlaşmaya göre krallığa yapılacak herhangi bir saldırı Washington tarafından ABD’ye yapılmış bir saldırı olarak görülecek. Olası modellerden biri, Japonya’nın ABD’ye, saldırıya uğraması halinde Amerika’nın kendisini savunacağı sözü karşılığında ülkede askeri güç bulundurma hakkı verdiği ABD-Japonya anlaşması.

Veliaht Prens Salman, krallık için hazırladığı Vizyon 2030 planında da belirttiği gibi ekonomik ve sosyal ilerlemeyi hedef haline getirdi. Ülke ekonomisini, dünyanın en büyük ihracatçısı olduğu ham petrole olan bağımlılığının ötesine taşımak için inovasyona odaklanmak istiyor. ABD’li yetkililer, bunun için teknoloji endüstrisinde bir güç merkezi haline gelen İsrail ile ekonomik entegrasyonun hayati önem taşıdığına inandığını söylüyor.

Petrolünün tükeneceği günü bekleyen Suudi Arabistan, kendi ekonomisini güçlendirmek için nükleer enerjiye daha fazla bel bağlama planları yapıyor ve bu konuda ABD’den yardım istiyor.

Suudi Arabistan, İsrail’i bir müttefik olarak tanımanın ön koşulunun bağımsız bir Filistin devleti olduğunu açıkça söyledi. Görüşülmekte olan anlaşma bunu sağlamaya yaklaşmayacak. Ancak Suudi Arabistan’ın tüm Müslüman dünyasına, hala Filistin için mücadele ettiklerini söyleyebilmesi için bazı gelişmelere ihtiyacı olacak.

İsrail anlaşmadan ne istiyor?

Netanyahu, 2020’de ABD arabuluculuğunda imzalanan İbrahim Anlaşması’yla Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Fas’la bağlarını güçlendiren ülkesi için en büyük ödülün Suudi Arabistan’la derin bir ilişki kurmak olduğunu defalarca söyledi.

Suudi Arabistan en zengin ve en güçlü Arap devleti. Krallığın İslam’ın doğduğu ve dinin en kutsal yerlerinin bulunduğu yer olma statüsü de aynı derecede önemli. Suudi Arabistan’ın İsrail’i tanıması pek çok Orta Doğulunun, çoğunluğu Müslüman olan bölgede bir Yahudi devletinin varlığının gayrimeşru olduğu yönündeki görüşüne karşı önemli bir bariyer yaratacak. Ayrıca Malezya ve Endonezya gibi diğer büyük Müslüman ülkelerde de kapıları açacak.

Netanyahu’nun, İsrail ile yapılan ilk barış anlaşmaları çerçevesinde sınırlı özerklikle görevlendirilen Filistin Yönetimi’ne en azından bazı tavizler vermek için kendi nedenleri var. Batı Şeria’yı yöneten Filistin Yönetimi, Gazze Şeridi’nde iktidarı Hamas’a kaptırdı.

Netanyahu Temmuz ayında, İran tarafından desteklenen Hamas’ın Batı Şeria’ya müdahale ettiği endişesiyle hükümetinin Filistin Yönetimi’ni desteklemek için daha fazlasını yapacağını açıkladı. Şimdilik bu daha çok endüstriyel kalkınmaya yardımcı olmak ve İsrail’in topladığı vergi gelirlerinin daha fazlasının devlet kasasına girmesine izin vermek anlamına geliyor.

Netanyahu aynı zamanda aşırı sağcı koalisyonunun politikaları ve hakkında dolandırıcılık ve rüşvet suçlamalarıyla ilgili derin iç bölünmelerle karşı karşıya. Suudi Arabistan ile yapılacak bir anlaşma, odağı ulusal gurur ve birlik kaynağına kaydıracaktır.

ABD’nin anlaşmadan çıkarı ne?

ABD için bu anlaşma, Çin’in Orta Doğu’da yükselen profiline karşı bir geri adım atma fırsatı anlamına geliyor. Anlaşma, önemli bir müttefik olan İsrail’in komşularıyla bütünleşmesine yardımcı olacak ve ABD’nin merkezi bir rol oynadığı İran karşıtı ittifakı güçlendirecek.

Suudiler ABD’den istedikleri türden güvenlik garantileri alırlarsa, iki ülke arasında gergin olan ilişkiler büyük ölçüde iyileşecek. Bu da ABD’ye, petrol ve dolayısıyla benzin fiyatını büyük ölçüde belirleyen Suudi petrol üretim seviyesi üzerinde daha fazla etki sağlayabilir.

ABD Başkanı Joe Biden için tamamlanmış bir anlaşma, 2024 seçim kampanyası için önemli bir dış politika başarısı olacak. Görüşmelerde yer alan yetkililer, bir anlaşmanın önümüzdeki bahara kadar bir araya gelmesi gerektiğini söylüyor.

Filistin Yönetimi’nin bundan çıkarı ne?

Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas için bu anlaşma bağımsız bir Filistin devleti hayalini gerçekleştirmeye yetmeyecek. Ancak İsrail’in bu hayali olanaksız kılan önlemlerini yavaşlatma ya da durdurma şansı sunacak.

Özellikle Filistinli müzakereciler Netanyahu hükümetinden Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerinin inşasını sınırlandırmasını ve mevcut yerleşimlerin İsrail’e ilhak edilmesi planlarını ertelemesini isteyecekler. Bir anlaşma aynı zamanda İran’ın Batı Şeria’da giderek artan etkisini zayıflatabilir ve Suudi Arabistan’dan önemli miktarda mali yardım almasını sağlayabilir.

Anlaşmaya hangi güçler karşı?

Dört hükümet de ülke içinde tepki çekme potansiyeliyle karşı karşıya. 

Bu yılın başlarında yapılan bir anket Suudilerin yüzde 40’ının İsrail ile ekonomik ilişkilere karşı olmadığını ortaya koymuş olsa da Suudi halkının Yahudi devletini, özellikle de Filistin devletine karşı çıkan aşırı sağcı bir hükümet tarafından yönetilen bir devleti tamamen kucaklamaya pek niyeti yok.

ABD’de Biden’ın Demokrat Partisi’nin sol kanadı, Batı Şeria’da devam eden çatışma ve Netanyahu’nun başında bulunduğu hükümetin politikaları nedeniyle İsrail’i eleştiriyor. Suudi Arabistan’ı ise 2018’de Washington Post köşe yazarı Cemal Kaşıkçı’nın Suudi ajanlar tarafından öldürülmesi de dahil olmak üzere insan hakları ihlalleri nedeniyle suçluyor.

Suudi Arabistan’ın ABD’den talepleri önemli: Savunma anlaşmasına ek olarak gelişmiş savaş uçakları ve hava savunma sistemleri ile bir gün nükleer silah yapımında kullanılabilecek sivil bir nükleer program için yardım. Liberal Demokratlar, ABD istihbaratının Kaşıkçı’nın yakalanması ya da öldürülmesi operasyonunu onayladığı sonucuna vardığı Prens Salman’a bu tür araçları teslim etmekten çekineceklerdir.

2005’te devlet başkanı seçilen ve 2009’da görev süresi dolmasına rağmen görevini sürdüren Abbas, Filistinliler arasında zaten sevilmiyor. Haziran ayında Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde yapılan bir ankete katılanların yüzde 80’i Abbas’ın istifa etmesi gerektiğini söyledi. Çoğunluk yani yüzde 52, işgali sona erdirmenin en iyi yolu olarak “silahlı eylemi” tercih ederken, birçok Filistinlinin İsrail ile gelecekte yapılacak diplomatik anlaşmaları ulusal davalarına ihanet olarak göreceğini öne sürdü.

İsrail’de Netanyahu hükümetinin bir parçası olan sağcılar Batı Şeria’yı ilhak etmeyi Suudi Arabistan tarafından kabul edilmekten daha önemli bir görev olarak görüyor. Ancak onların muhalefeti, müzakere eden taraflar için bir lütuf olabilir.

Anlaşmaya muhalefet, müzakere eden taraflar için nasıl bir lütuf olabilir?

Eğer görüşmeler ilerler ve Netanyahu Filistinlilere, iktidardaki koalisyonun aşırı sağcı ortakları tarafından kabul edilemeyecek tavizler vermeye istekli görünürse, koalisyondan ayrılma tehdidinde bulunabilirler. Bu da ona daha ılımlı partilerle daha merkezci bir hükümet kurma şansı verir.

Kasım seçimlerinden sonra hükümet kurmaya davet edildiğinde de tercihi bu yöndeydi. Bu partiler o zaman onunla masaya oturmayı reddetti çünkü yargılanıyor ve pek çok kişi tarafından güvenilmez olarak görülüyor. Suudi barış anlaşması gibi tarihi bir fırsatla karşılaşmaları halinde bu partilerin tutumlarını yeniden değerlendirmeleri gerekecek. Daha ılımlı bir iktidar koalisyonu muhtemelen Batı Şeria’da Filistin Yönetimi’nin yanı sıra Suudiler ve ABD için de daha kabul edilebilir politikalar izleyecek.

Böyle bir koalisyon aynı zamanda mevcut hükümetin İsrail’de ve ABD’de ülkenin demokrasisinin tehdit altında olduğu korkusuna yol açan İsrail yargısının yetkilerini kısıtlama girişiminden de vazgeçebilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

asdasdas